• Ego : Olduğun Halinle Mükemmelsin Ego : Olduğun Halinle Mükemmelsin

    Çocukluğundan itibaren sana, “İsa gibi ol” ya da “Buda gibi ol” denildi. Fakat niçin? Niçin Buda haline gelesin? Buda hiçbir zaman sen olmadı. Buda Buda’ydı. İsa İsa’ydı. Krishna Krishna’ydı. Niçin Krishna gibi olasın? Ne yanlış yaptın? Ne günah işledin ki Krishna olasın? Tanrı asla başka bir Krishna daha yaratmadı. O asla başka bir Buda, başka [...]

  • Gizemli Sırlar : Hac Mekânlarının Simyası Gizemli Sırlar : Hac Mekânlarının Simyası

    Hac mekânları yaratmanın tek nedeni, herkesin içsel yolculuğuna kolaylıkla başlayabilmesini sağlamak için, bilinçli enerjilerle yüklü güçlü alanlar yaratma deneyleri yapmaktı. Bir tekneyi yürütebilmenin iki yolu vardır. Bunlardan biri yelkenleri doğru zamanda, rüzgar doğrultusunda açmak ve kürekleri kullanmak; diğeri ise yelkenleri kapalı tutup küreklerden faydalanmaktır. Hac mekânları bilinç ırmaklarının kendiliğinden aktığı yerlerdir: Senin yapman gereken tek [...]

  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • Zihnine Düşman Olma Zihnine Düşman Olma

    Zihin yalnızca bir süreçtir. Aslında zihin yoktur; sadece düşünceler var, düşünceler öyle hızla hareket ediyor ki sen sürekliliği olan bir şeyin var olduğunu düşünüyor ve hissediyorsun. Bir düşünce gelir ve diğeri gelir ve diğeri, ve böyle sürer gider … boşluk o kadar küçüktür ki bir düşünceyle diğeri arasındaki aralığı göremezsin. Bu durumda iki düşünce birleşir, [...]

  • Hayat Hayat

    Hayatın kendi başına bir anlamı yok. Hayat bir anlam yaratma fırsatıdır. Anlamın keşfedilmesi değil, yaratılması gerekir. Anlamı, ancak onu yaratırsan bulursun. Orada bir çalının arasında durmuyor. Yani sağına soluna bakınca, biraz arayınca bulamazsın. O bulunacak bir kaya gibi durmuyor. O, yaratılacak bir şiir, söylenecek bir şarkı, edilecek bir danstır. Anlam bir danstır; taş değil. Anlam [...]

  • 1
  • 2
  • 3
Yazı Boyutu

Çocukluğundan itibaren sana, “İsa gibi ol” ya da “Buda gibi ol” denildi.
Fakat niçin? Niçin Buda haline gelesin? Buda hiçbir zaman sen olmadı. Buda Buda’ydı. İsa İsa’ydı. Krishna Krishna’ydı. Niçin Krishna gibi olasın? Ne yanlış yaptın? Ne günah işledin ki Krishna olasın? Tanrı asla başka bir Krishna daha yaratmadı. O asla başka bir Buda, başka bir İsa yaratmadı, asla! Çünkü o, aynı şeyleri yeniden ve yeniden yaratmayı sevmez. O bir yaratıcı, o bir üretim hattı değil – bir Ford gelir, diğer Ford, diğer Ford – Ford arabaları üretim hattından hepsi birbirinin aynı olarak iner durur.

Tanrı bir üretim hattı değildir. Orijinal bir yaratıcıdır: O asla aynı şeyi yaratmaz.

Ve aynısı değerli olmayacaktır. İsa’nın yeniden senin içine sığmaya çalıştığını bir düşün. Uymayacaktır! O modası geçmiş olacaktır, o antika olacaktır, o sadece bir müzede yararlı olacaktır, başka bir yerde değil.

Tanrı asla tekrar etmez. Fakat sana her zaman için başka birisi olman öğretildi. “Başka birisi ol; komşunun oğlu … komşunun oğlu gibi ol. Bak ne kadar zeki. Bak … şu kız ne kadar zarif şekilde yürüyor. Böyle ol!” Sana her zaman başka birisi gibi olman öğretilmiştir.

Hiç kimse sana kendin ol ve varlığına saygı duy; o Tanrı’nın bir armağanıdır dememiştir.

Asla taklit etme, sana söylediğim şey budur, asla taklit etme.

Kendin ol; bu kadarını Tanrı’ya borçlusun. İçten bir şekilde kendin ol ve o zaman özel olduğunu bileceksin. Tanrı seni çok sevdi, bu yüzden sen varsın. Her şeyden önce bu yüzden sen varsın, aksi takdirde olmazdın. Bu onun sana olan muazzam sevgisinin göstergesidir.

Ancak senin özel olman başka birisiyle kıyaslanamaz, bu sen komşularına, arkadaşlarına, karına, kocana kıyasla özelsin demek değildir. Sen basitçe özelsin çünkü sen teksin. Senin gibi olan tek kişi sensin. Bu saygının içinde, bu anlayışın içinde özel olmaya çalışma gayreti kaybolacaktır.

Senin tüm özel olma çaban bir yılana bacak takmak gibidir. Yılanı öldüreceksin. Sen düşünürsün ki … yılana olan şefkatin nedeniyle bacak takıyorsun.

“Zavallı yılan, bacakları olmadan nasıl yürüyecek?” Sanki yılan bir kırkayağın eline düşmüş gibi. Ve kırkayak yılana büyük bir şefkat duyarak şöyle düşünür,

“Zavallı yılan, benim yüz tane bacağım var, onunsa hiç yok. Nasıl yürüyecek? En azından beş tane bacağa ihtiyacı var.” Ve şayet o, ameliyatla yılana birkaç bacak takarsa yılanı öldürecektir. Yılan olduğu haliyle mükemmeldir, onun hiç bacağa ihtiyacı yoktur.

Sen olduğun halinle mükemmelsin. Kişinin kendi varlığına saygı duyması diye buna derim.

Ve kişinin kendisine saygı duymasının ego ile hiçbir ilgisi yoktur, unutma. Birisine saygı duymak kendi kendine saygı duymak değildir. Bir kimseye saygı duymak Tanrı’ya duyulan saygıdır. O yaratıcıya saygı duymaktır çünkü sen sadece bir resimsin; onun resmi. Resme saygı duyarak sen ressama saygı duyarsın.

Saygı duy, kabul et, fark et ve tüm bu aptalca özel olma gayreti kaybolacaktır.

Hac mekânları yaratmanın tek nedeni, herkesin içsel yolculuğuna kolaylıkla başlayabilmesini sağlamak için, bilinçli enerjilerle yüklü güçlü alanlar yaratma deneyleri yapmaktı.
Bir tekneyi yürütebilmenin iki yolu vardır. Bunlardan biri yelkenleri doğru zamanda, rüzgar doğrultusunda açmak ve kürekleri kullanmak; diğeri ise yelkenleri kapalı tutup küreklerden faydalanmaktır. Hac mekânları bilinç ırmaklarının kendiliğinden aktığı yerlerdir: Senin yapman gereken tek şey bilinç yelkenlerini açarak bu akımın ortasında durmak ve ileri doğru yolculuğuna başlamaktır.

Böyle yerlerde diğer yerlere ve kendi başına kat edeceğine oranla çok daha kolay ve çabuk yol alman mümkün olacaktır. Başka bir yerde fark etmeden negatif bir yere ulaşabilir ve yelkenlerini yanlış yöne doğru açarak varmak istediğin noktadan daha da uzak düşebilir ve kaybolabilirsin.

Örneğin olumsuz duygularla dolu – söz gelişi kasapların bütün gün hayvan kestiği – bir yerde oturmuş meditasyon yapıyorsan zihninde büyük bir mücadele ve çatışma oluşabilir. Meditasyon yaparken oldukça alıcı, açık ve savunmasız bir hale gelirsin; bu yüzden o sırada etrafında olup bitmekte olan ne varsa sana geçebilir. Bu nedenle meditasyon yaparken her zaman seni yanlış bir yere götürmeyecek bir yer seçmen gerekir. Meditasyon sırasında rahatsız edici duygular hissettiğinde veya sükûneti yakalamakta zorlandığında bulunduğun yeri değiştir. Kişi hapishanede bile meditasyon yapabilir ancak bunun için çok sağlam bir kişilik gerekir. Hapishanede meditasyon yapmana yardımcı olacak farklı yöntemler vardır; negatif güçlerin giremeyeceği bir sınır çizgisi yaratman gerekir.

Ama bir tirtha, yani kutsal hac mekânında, böyle bir çizgiye gerek duyulmaz. Öyle bir yerde tüm direncini bırakıp, tüm kapı ve pencerelerini tüm yönlerden açmana yardımcı olacak bir tekniğe ihtiyaç duyarsın. Orada pozitif enerji bolluk içinde akmaktadır. Yüzlerce insan bilinmeyenin içinden buralara gelmiş ve bir yol yaratmıştır. Evet, bunu bir yol olarak adlandırmak gerekir. Yaptıkları gerçekten de yolu tıkayan ağaçları kesip, çalıları temizleyerek kendi arkalarından gelenler daha kolayca ilerleyebilsin diye bir yol açmaktır. Dini yolda daha zayıf insanlara her konuda yardım etmek için gösterilen çaba daha yüksek ve daha güçlü bir bilinçten kaynaklanmaktadır. Hac mekânı da böylesine büyük bir deneydir.

Hac mekânı bedenden ruha doğru bir akışın gerçekleştiği, tüm atmosferin enerji yüklendiği, insanların samadhi’ye ulaşmış olduğu, yüzyıllar boyunca birçok kimsenin aydınlamayı yaşadığı yerdir. Böyle yerler gerçekten fazlasıyla enerji yüklüdür. Böyle bir yerde yalnızca yelkenlerini açman, yolculuğunun başlaması için yeterlidir.

Bu yüzden tüm dinler kendi hac mekânlarını oluşturmuştur. Tapınaklara karşı olan insanlar bile bunu yapmıştır. Putlara tapınmaya ve tapınaklara karşı olan dinlerin bile hac mekânları oluşturmuş olması ilgi çekicidir. Heykelsiz yapmak kolaydı ama hac mekânsız yapmak zordu çünkü hiç bir dinin karşı gelemeyeceği ya da yadsıyamıyacağı enginlikte bir değere sahiptiler.

Jainalar da, Müslümanlar da, Sihler de, hatta Budistler de – Budistler başlangıçta put kullanmıyordu – putlara tapmazlar. Ancak hepsi kendi kutsal hac mekânını oluşturmuştur. Buna mecburdular. Böyle yerler olmaksızın dinin de bir önemi yoktur. Böyle yerler olmasaydı her şey bireye düşecekti ve dini bir topluluğun ne amacı ne de anlamı kalmayacaktı.

Tirtha sözcüğü, kişinin sonsuz okyanusa atlayabileceği bir nevi tramplen anlamındadır. Jaina sözcüğü tirthankara ise böyle bir tirtha’nın; bir hac mekânın yaratıcısı anlamına gelir. Bir insanın tirthankara olarak adlandırılması için sıradan insanların girebileceği, kendini açıp içsel arayışına başlayabileceği bir enerji alanı yaratmış olması gerekir. Jainalar bu kimseleri ilahî varlıklar değil tirthankara’lar olarak adlandırır. Tirthankara ilahî varliktan daha büyük bir olgudur çünkü ilahî varlık iyi bir insan kılığına girmiştir, oysa bir insanın diğerlerinin ilahî olana ulaşabileceği bir yol açması çok daha yüce bir durumdur.

Jainizm bir Tanrı’ya değil, insanın içindeki potansiyele inanır. Jainalar’ın tirtha ve [i]tirthankaralardan diğer dinlerin mensuplarından daha derinlemesine faydalanabilmiş olması da bundandır. Jaina dininde Tanrı’nın rahmeti veya Tanrı’nın merhameti kavramları yer almaz. Jainalar Tanrı’nın yardım edebileceğine inanmazlar; arayan tek başınadır ve kendi çaba ve enerjisiyle yol almalıdır.

Ancak, bu yolculuğu sürdürebileceği iki yol vardır. İlk yolda her insan kendi teknesiyle, kendi kol kuvvetiyle, kürek çekerek yol almalıdır. Birçok insanın içinden belki bir tanesi bunu başarabilir. Oysa ikinci yolda rüzgarın yardımına başvurabilir ve yelkenlerini açarak, çok daha hızlı ve kolayca gidebilirsin.

Meditasyon demek gözlemek demektir.. Kendimiz dahil herşeyi gözlemek… Tanık olmak….
Meditasyon büyük çaba gerektirir. O çetindir, o bir zirve mücadelesidir. Meditayonun dışında kalmak ise çok kolaydır diğer taraftan. Onun için herhangi bir çaba sarf etmen gerekmez, sen halihazırda meditasyonun dışındasın, zaten herkes bu şekilde doğar. Ancak meditatif olabilmek gerçekten büyük cesaret ister, büyük azim ve kararlılık gerektirir, büyük sabır gerektirir çünkü zihnin ötesine geçebilmek bilinen en karmaşık olaydır.

Bizler zihnin haricinde hiçbir şey bilmiyoruz. Hatta onun ötesine geçmeyi düşündüğümüzde dahi bunu tasarlayan yine zihnin kendisidir. Öyleyse, zihin nasıl olup da kendisinin ötesine geçebilir? – karmaşıklık işte buradadır.

Bu noktada yardımcı olan çok önemli metod ve araçlar vardır ve bunların hepsi de dolaylı yollardır. Meditasyonu zorlayamazsın. Zorlayıcı herhangi bir şey zihnin kendi ürününden başka bir şey olmayacaktır.

Zihin zorlayıcıdır. Zihin Nazidir, faşisttir, vahşidir. Bundan dolayıdır ki, meditasyon sadece zihin tamamen devreden çıktığında, herhangi bir zorlama olmaksızın, doğal olarak ve kendiliğinden gelir. Ve buradaki araç, kullanılabilecek en büyük araç gözlemektir.

Sadece düşüncelerini gözle. Zamanın olduğu her an gözlerini kapatıp, zihninin perdesinden geçen düşüncelerini, arzularını, anılarını seyret. Ve tamamen kayıtsız kal.

Bu doğru, bu yanlış diye hükümler verme. Hüküm verdiğin an olayın içine atlamışsın demektir. “Bu doğru, iyi, haklı vs.” dediğinde bir şeyi seçmiş olursun ki seçim yaptığın o andan itibaren onunla özdeşleşir ve ona bağlanırsın. Onun gitmesini istemez, kendin için saklamak istersin. Ve bir şeyin kötü olduğunu düşündüğünde de, onu uzaklaştırmak, ondan kaçınmak istersin. Hatta onu zihninin perdesinde dahi görmek istemezsin ve onunla savaşmaya, mücadele etmeye başlarsın ki o andan itibaren artık gözcülüğün unutulmuş, sona ermiştir.

Sadece bir gözcü ol: birisi ırmağın kıyısına oturur ve onun akışını seyreder. Gerçekten onu seyretmek dışında yargılanacak söylenebilecek hiçbir şey yoktur. Ve kişi yeterince sabır gösterirse, trafik ağır ağır azalır, gittikçe daha az düşünce perdeye yansır ve sonunda kendisini boş bir perdeye bakarken bulur.

Bunlar hayatın en değerli anlarıdır, düşüncelerin olmadığı bu anlarda orada sadece sen varsın. İzleyen, gören; ortada görecek hiçbir şey olmadan oradadır. Bunlar saflık ve masumiyet anlarıdır, bunlar kutsal olarak adlandırılabilecek anlardır. Onlar artık insana ait değildirler. Bu anlarda insanlığı aşmışsındır.

Yavaş yavaş bu anlar artar, artar. Ve bir gün öylesine sıradan bir iş olur ki, istediğin her an düşüncenin olmadığı bu alana girebilirsin. Tamamen farkında ve düşünceler olmaksızın – işte bu meditasyondur.

Ve bu seni bütün esaretlerinden kurtarabilecek yegane şeydir, o sana barışı ve mutluluğu ve Tanrıyı ve gerçeği getirir.


Vural Tuna

Inspiration Interactive Web and Mobile Technologies

Vural Tuna - Posterous

Ho'oponopono Terapisi

OSHO Universe

Vural Tuna - Friend Feed

 

Ara

ETİKETLER